3 Mart 2017

11 Ocak 2017

36

beni tanirsin sahenk. durustluk abidesi degilim ama seni severim. sevdigim zaman da gercekten severim. hayata baktigin zaman, geride biraktigin yillar arttikca her seyin bir sebebi varmis gibi sacma bir hisse kapiliyorsun. her seyin bir sebebi olamaz sahenk. evren cok buyuk ve icinde cok fazla enerji var. bu enerji bu kadar hesapli hareket edemez. ama her neyse belki evrimsel bir mekanizma bizi boyle dusunmeye mecbur kiliyor.

bir yila daha sevgilimle girdik. ona baktigimda da iste ayni hisse kapiliyorum. sanki bundan once yasadigim her seyi ona ulasmak icin yasamis gibiyim. butun bu uzun sessizlikleri, yalnizliklari, kirginliklari, sevincleri ve digerlerini. simdi burada gercekten yalnizligi deneyimliyorum. hani hep dem vurdugum zaten hep yalniziz ayaklari uckagitti kabul ediyorum. bu kez gercekten yalnizim. cok keyifli diyemem. arada bir sikinitili bir hal bile alabiliyor ama diger taraftan kendi sinirlarini goruyorsun. ve yaslandikca sinirlarinin geriye dogru geldigini de goruyorsun.

hayat yine de kocaman. ve artik ona guvenmeye ogreniyorum. bir zen kesisi gibi sessizlikte oturup bir sonraki anin gelmesini bekleyemesem de, gol kenarindaki bir kurbaga gibi uzun uzun gokteki aya bakabiliyorum. diger taraftan sahenk onun gozleri var. garip bir isiltida. sesindeki heyecan gibi gozleri de parliyor. benim icimdeki kucuk cocuk donuklasirken, onun icindeki kucuk cocuga sariliyorum. saclari paril paril parlarken bir anda bir cocuk safligiyla guluveriyor. o anlarda tekrar hayran oluyorum. nehirlerin asindirma sonucu deniz seviyesine inmesi misali, birbirimizi yorduk, hirpaladik belki ama simdi garip denge duzenindeyiz. birbirimizi anlamaya cok daha yakiniz. onunlayken garip bir guvendeyim. garip bir huzur bu. sanki daha oncesindeki her seyi onu bulmak ve onu anlamak icin yapmis gibiyim. sesinin cocuksu ve sen isiltisinda yorgunlugum diniyor. ve kendim olmaya bir adim daha yaklasiyorum.

ayni gunde bir yas daha yaslaniyoruz onunla. birbirimizin dogum gununu kutluyoruz. kutlamalarin kritiklerini yapiyoruz. hayat kuculuyor. tam iki kisilik bir hal aliyor. yorgani ustume cekip ona sariliyorum. cok sakin. cok huzurlu.

11 Kasım 2016

cohen


sizinle yalnızlığımda karşılaştım. cohen öldü şahenk. yaşarken bize çok şeyler anlatmış bu adam ölürken de çok şeyler anlattı. şimdi yıllar sonra tekrar zorbayla bir masadayız. o şarap içiyor. beni yıllar eskitmiş şaraba el süremiyorum. susup onu dinliyorum. yıllar önce hadi ordan hergele dediğim her cümlesine garip bir vakarla katılıyorum. başımı önüme eğiyorum. bu büyümek ya da yaşlanmak ya da olgunlaşmak dedikleri şey kadar saçma, ucuz, beş paralık iş yok.

afrikalılar yılana taparmış sırf her yeri toprağa değiyor toprağı anlıyor diye. zorba dedi. cohen de öyleydi işte şahenk. aramızda bir yılandı. gerçekle çok dalga geçen ama çok ciddi ve çok gerçek bir adamdı. gerçek insanların kelimelerin dünyasına söz geçirebilen bir yönleri vardır. yeterince gerçekseniz gerçek olmayan her şeyi gerçeğe evriltebilir her şeyi bükebilirsiniz. çünkü gerçek kendisine katlananları ya da kendisinin içinde yok olmayı kabullenenleri kucaklar ve ödüllendirir.

coheni yıllarca yüzündeki memnuniyetsiz ifadesinden dolayı çok yargıladım. çok sonra aydınlaşmış buda da aynı memnuniyetsiz ifadeyi keşfedecektim. aydınlanmış budayı gülümseyerek resmedenlerin aydınlanmayı yanlış anladığına ikna oldum. zaten zorbanın da dediği gibi, insan bir canavardır patron. daha geçen ölüm için hazırım diyen adamın yelkenleri doldurup çekip gitmesinde gerçekle ilişkimizi sorgulatacak kudrette bir garez aramalıyız. bütün günüm bunu düşünmekle geçti. yeterince gerçek olmanın simyacısına, kelimelerin ve şiirlerin efendisine bu köşeden selam olsun. dünyayı daha güzel bir yer yapmadı, hiçbirimiz yapamadık zaten. ama bize katlanma gücü verdi.

20 Ekim 2016

kara topraklar

bonobo'nun da bizleri dansa davet etmesindeki sebep tam da budur belki. hani aşık veysel'in dediği gibi benim sadık yarim kara topraktır.

dinlediğimde içimde bir şelalenin çağladığını hissediyorum. içimizde ne çok şey var. durgun göller, azgın dalgalar, beyaz bulutlar, gonca güller ve belki papatyalar. seninle uçsuz bucaksız bir başak tarlasında karşılaşmıştık ilk şahenk. sarı saçların başakların arasında kaybolup tekrar beliriyordu. o sarı rengin büyüsü van gogh'u delirtti. senle beni ise dost etti. o uçsuz sapsarı tarlada hayatımda ilk kez zamanın olmadığını anlamıştım. o tarlaya ikinci gidişimdeyse kendimin de varolmadığını anlamıştım. insanın varolmadığını anlaması da biraz saçma farkındayım. madem yoksun olmadığının farkına varan kim?... evet şahenk hem olmayıp hem de olmadığının farkına varabilirsin. çünkü aslında atomlar etrafımızı sarmaz, aslında atomlar aralıksız ve güzelce titreşir. susmayı öğrenenler için atomların titreşiminde güzel bir dil vardır. susmayı öğrenenler yalnızlıktan şikayet etmezler. bazı şeyler bu evrende olanaklı değildir şahenk. çünkü karbon bazlıdır bu evren. karbon da nasıl diyeyim sana biraz ucuzdur. yani biraz bayağıdır. siz etrafınızdaki evrene çok hayransınız biliyorum. ben de öyleyim. ama bu karbon biraz lümpendir yani.

tamam şaka bir yana ne kadar süredir bu evrendeyim çok merak ediyorum. sarı başaklar şahenk.

17 Ekim 2016

haikular, yalnızlık ve anlam

size hayat kısa dediler değil mi ey ahali? yanlış bildiğiniz şeyler var. daha doğrusu neredeyse tüm bildikleriniz yanlış. sizi bir önceki kuşak eğitti, onları da bir önceki kuşak. bu büyük bir cehaletin hepimizi ele geçirişinin hikayesi. biliyorum insan olmanın ilk şartı bütün bu hikayelere inanmak ve bu hikayeler gerçekmiş gibi delicesine bir azimle hikayeleri tekrar tekrar anlatmak. kulaktan kulağa oyunu gibi. biri yanlış anlar, biri eksik anlar, biri bambaşka bir şey anlar. hikaye sürer gider. ve böylelikle cehalet yakamızı bırakmaz. bizler bu yüzden yeteri kadar verimli bir şekilde ileri gidebilen canlılar değiliz. yepyeni bir dünya kurmaktan korkan rahatına düşkün bir sürüngen sürüsüyüz. şişmanlaşan ve ahmaklaşan bir sürüngen sürüsü. ama dahası şahenk... dahası şu ki, anlatılanlara inanmayı seviyoruz. o sıcak denizin tuzlu suyuna kendimi bırakışım misali, biz de kendimizi bu hikayelere bırakıyoruz. neden biliyor musun şahenk? bilmiyorsun. ben de bilmiyorum. hayat kısa değil şahenk, bizi de leylekler getirmedi. buna benzer milyonlarca yanlış bilginin içinde bize sadece haikular yol gösterebilir. anlamın olmadığı bir dünyada, anlama ne kadar muğlak bir yerinden yaklaşırsak ya da belki de uzaklaşırsak o kadar doğrudur. başo gibi doğruyu ve yanlışı günler ve geceler boyu düşünebileceğimiz bir yaşam dilerim hepimize. doğruyu ve yanlışı yapmaktan daha kıymetlidir bunları düşünmek. evrenin algılayabilern ve düşünebilen bir parçası olmanın keyfini sürelim çünkü geri kalan her şey yalnızca detay. etrafımdaki bütün canlılığı şükranla karşılıyorum ve hayatın yüceliğini seviyorum. hayat kısa değil ey ahali.

13 Ekim 2016

jade

evet sahenk. yillar yillar sonra seninle yine bir kose basindayiz. gunesli bir gun, icimde garip bir heyecan onu bekliyorum. acaba karsilasabilecek miyiz diye etrafa bakiniyorum. belki de coktan iceri girdi. o zaman cikmasini beklerim. ama cikacagi saat de belli degil. nasil yapsam? su kenarda oturup beklesem? kacta cikacak acaba? ciktiginda beni gorunce ne yapacak? hic gormemis gibi mi davranacak? ben ne yapacagim. bir ara soluklarim dengesizlesti. en son ne zaman boyle heyecanlandim. onu ilk gordugumde... yolun karsisinda durdum. derin bir nefes alip karsiya gectim. sari bir kedi geldi. once sirtimda gezindi biraz. hayvanlar nasil anliyor duygularimizi... sonra bacagima oturdu. bana garip bir acimayla bakip uzun uzun miyavladi. sanki destek olmaya calisir gibiydi. benim de destege gercekten ihtiyacim vardi. o arada kafami kaldirdim. uzaktan gelisini gordum. altin saclarina dusen gunes isigi, yuzunde guzel şen bir gulumseme... isiltisini gorunce kendimden bir daha utandim. soyle donup kendime baktim... sonra kediyi yere birakip yavasca kalktim, dogruldum. nefesimi tutup ona dogru yurudum. ikimizin de nefesi kesik kesikti. ben cok pismandim, o cok kirgin. ben cok yanlistim, o cok pariltili. evet sahenk yine bir kose basindayiz. seninle. bu kez ben cok pisman. sen durgun. o kirgin. yalnızlıgımızla cepecevreyiz. simdi ben yalnizca yesim gozlerimi geri istiyorum. yassiz. paril paril hallerini. seni seviyorum.

10 Ekim 2016

af


en son yanmak demişiz. içim yandı. hayatımdaki en kıymetli insanın da içini yaktım. ateş düştüğü yerleri yaktı cayır cayır. şimdi çok pişmanım. her şeyi darmadağın ettikten sonra pişmanlığın da hiç bir kıymet-i harbiyesi kalmıyor. hayatımda ilk kez böyle derin, böyle şiddetli pişman oluyorum. şimdi kendimi bir kenara çekip terbiye etme zamanı. insan kendisine zarar verecek yanlışlar yapmalı, yapabilir de ama en sevdiği insanı bu kadar sarsmaya hakkı olmamalı. şimdi dön demeye bile yüzüm yok sadece af dileyebiliyorum. beni affet.