3 Temmuz 2009

Opus 10 no 6 E flat minor
yeşil
dalganın içinde gezintideki güneş
yüzyıllar önceydi
oradaydın
kumsalda
bu gamı çalışıyordun
tanrı çamur karıyor
sen üflüyordun
bu gamı üflüyordun
dalga sesinin arınmışlığı
gamlı (gamla) yaradılış
tanrı çamur karıyor
sen piyano çalıyordun
bir gam çalışıyordun
gök morla tanışıyordu
çamur karıyordun
bir yandan gam...
insan doğuyordu
o ortak notadan
IV.IV.MM

4 Mayıs 2009

güçlünün dünyası

4.5.09 / ankara

güçlünün dünyası da başka dünyaya bakışı da güncecim. adamcağız taa şikagodan kalkmış gelmiş, ne de güler yüzlü ne de sevecen ne de nazik... uzmanlık alanı intihar saldırıları. adam oturmuş bütün terörist saldırılar arasından intihar saldırılarını ayıklamış, dünyada en çok hangi örgüt, hangi ülkede, kime karşı, neden yapıyor, besleyen faktörler neler falan filan bütün bilgiyi toparlamış ve belli başlı sonuçlara ulaşmış. mesela "şok edici" bir sonuç şu: dünyada en çok intihar saldırılarını düzenleyen ve başarılı olan gruplar funadamentalist islamcı terrorist gruplar değil, marxist ve seküler terörist gruplar, bunların başında tamil kaplanları geliyor. listede pkk da yer alıyor. adam anlatıyor da anlatıyor. şurda şu olay oldu, bu yüzden burda bu olay oldu vs vs. olayların neden sonuç ilişkilerini hangi dinsel grubun hangi dinsel gruba saldırdığı vs vs. slaytlar boyunca grafikler, listeler, yüzdeler, arada bir intihar saldırısından önce saldırganın vidyoya kaydedilmiş görüntü ve konuşmaları... işgal güçlerinin (abd, fransa, ingiltere vs vs) daha çok kara kuvveti yerleştirdiği ve işgal ettikleri ülkede tam hakimiyet sağlamaya çalıştıkları dönemlerde intihar saldırılarının da arttığını belirtiyor. arada bir demokrasi diyor tabi. demokrasiyi de iç demokrasi dış demokrasi filan gibi garip ayrımlarla karmaşıklaştırıyor. bazen yüzlerce insanın ölmüş olduğu terör saldırılarından gülümseyerek bahsediyor. ve sonuç olarak da intihar saldırılarını akciğer kanserine benzetiyor. sebebi çok belirgindir diyor tıpkı sigara gibi. ve diğer terör tiplerine yani kanserlere kıyaslandığında ölümcüllüğü de çok daha yüksektir diyor. öğrencilerden biri peki yabancı işgali olmasa da bu saldırılar da olmasa nasıl olur deyince çok pişmiş bir şekilde sırıtıyor ve ben zaten onu bir ön kabul olarak söylediğimi düşündüğüm için bunu dillendirmedim diyor. ve evet bence de kara kuvvetlerini arttırmak yerine deniz ve hava kuvvetleri kullanılan operasyonlar ve bunun yanında ekonomik ve diplomatik araçlar kullanılmalı diyor. yani işgalin hiç olmadığı bir durum bu adamın hayal dünyasında tam anlamıyla "imkansız". ilginç değil mi günce? işte bu güçlünün dünyası ve güçlünün dünyaya bakışı.

ya sen günce? sen başka olduğunu mu sanıyorsun? sayfalarını karıştırdığımda kimsenin açlıktan, sefaletten, "böyle" yaşadığımız için kendiliğinden ezdiğimiz insanlardan bahsettiğini görmüyorum. "hayat var"ı izlediysen anlarsın günce. bizim bu küçük parıltılı ve güzel dünyamızın, dışında, yani gerçekten "dış"arda, çok dışlanmış ve ötekileştirilmiş bir alanda, gözlerin kör olduğu bir alanda "birileri" yaşıyor. ama hayvan desen değil. insan desen değil. hadi itiraf et günce, sen de öyle düşündün defalarca. arabanın camını yumruklayan küçük, ayakkabısız çocukları görünce içinde bir merhametten çok öfke hissettin. hepsini gebertmek lazım bu itlerin dedin. sonra gaza basıp ışığı geçince yani beş yada altı saniye sonra hepsini unuttun. aklına sevgilinin akşam söyledikleri, yediğin çizkekin tadı, dün gördüğün renkli ayakkabı, tez ödevin geldi. yanından geçen arabadaki güzel kız yada yakışıklı oğlan ilgini çekiverdi ve gaza biraz basıp peşine takıldın vs vs vs günce. orta sınıf burjuvasının dertleri tasaları seni yönetti işin özeti. aşık olup ağladın, bukowski okuyup küfrettin, dostoyevski okuyup uzak hayallere daldın. gece fazla geç yatmadın, sabah da fazla geç kalkmadın. birkaç saatten uzun aç kalmadın. renkli elbiselerin, belki bir yada birkaç çift adidas ayakkabın oldu. zaten yüz çiftle bir çift arasında hiçbir farkın olmadığını da anlayamadın. fark açlıkla tokluk arasındaydı. sen hiç aç kalmadın. aç kalmayı iki öğün arasında hissettiğin mide yanması sandın. hergün aynı yemeği ve aynı porsiyonda yemek zorunda kalmak açlıktır diye tarif etseler de kafan da canlanmazdı. başka şeylerin tadına ne olursa olsun bakamamak ve hergün aynı şeyi yemek zorunda olmak, dahası bir türlü sofradan tam bir doymuşluk ve keyifle kalkamamak... nasıl da yabancı sana bunlar. tıpkı onlar gibi... sokakta görünce kafanı çevirdiğin, arabana abandıklarında kapılarını kilitlediğin o çocuklar gibi. onları nasıl görmüyorsan, duymuyorsan, hissetmiyorsan, bunları da öyle anlamıyorsun. varoluşçuluk tartışıp, kahve zevklerinden bahsediyorsun. bir adam kendi üzerine bir bomba bağlayıp neden kendini havaya uçurur diye sormuyorsun. islami fundamentalizm yada deli diyorsun. ne kadar da kolay senin için dünya bir zen rahibi olmalısın.

25 Nisan 2009

şükür

Yemekteki Şükür'e gelince; bu da kişinin ilmine, irfânına, aşk-u muhabbetine göre değişir. Kimisi bulup yediği için; Kimisi da aç kaldığı için şükreder.

Derler ki; Şakiki Belhi Hazretleri bir gün İbrahim Ethem Hazretlerine şükür hakkında ne dersiniz diye sorar ?

İbrahim Ethem Hazretleri de; Bulduğumuz zaman Allah'a şükrederiz. Bulamadığımız zamanda sabrederiz der.

Şakiki Belhi Hazretleri sizin bu yaptığınızı Horasanın köpekleri de yapıyor. Onlarda buldukları zaman yiyip, bulmadıkları zaman sabredip bekliyorlar der.

Bu cevaba şaşıran İbrahim Ethem Hazretleri peki siz ne yaparsınız ? diye sorunca, Hazret bulunca elde olanı dağıtırız, bulmayınca da şükrederiz der.

12 Nisan 2009

haiku

karanlık suda
ay parlak ve ağaç
düşünme sen de

ilk haiku denemesi


.

advice

Maybe god wants us to meet a few wrong people
before meeting the right one
so that when we finally meet the right person,
we will know how to be grateful for that gift.

When the door of happiness closes, another one opens
but often times we look so long at the closed door
that we don’t see the one that has been opened for us.

The best kind of friend is the kind you can sit on a porch
and swing with, never say a word and then walk away
feeling like it was the best conversation you’ve ever had.

It’s true that we don’t know what we’ve got until we lose it,
but it’s also true that we don’t know what we’ve been missing
until it arrives.

Giving someone all your love is never an assurance
that they will love you back!
Don’t expect love in return, just wait for it to grow in their heart.
But if it doesn’t , be content it grew in yours.

It takes only a minute to get a crush on someone,
an hour to like someone, and a day to love someone,
but it takes a lifetime to forget someone.

Don’t go for looks; they can decieve.
Don’t go for wealth; even that fades away.
Go for someone who makes you smile,
because it takes only a smile to make a dark day seem bright.
Find the one that makes your heart smile.

11 Nisan 2009

yasa

İki aşık doğaları gereği, insanların yasaları ve uzlaşmalarına karşın, bir tanrı yasasıyla birbirlerine aittirler. (Chamfort)

4 Nisan 2009

2004

27 nisan ’04 / ankara

güneş bir mezarlığın üstünden batıyor…

yeşil bir düzlük , hafif bir bahar esintisi, ışınları ılık güneş , yavaş yavaş yerini kızıla ve mora ve laciverte ve siyaha bırakıyor. kayısı ağaçlarının çiçekleri , beyaz birer taç gibi yeşilin üzerine saçılmış , ılık esinti çiçeklerin aromasını ölümden yaşama taşıyor , çürümüş bir beden böyle güzel kokar mı… toprakta gözyaşlarının nemi ve tuzu var , iki yüzyıl önce düşmüş bu gözyaşları toprağa ve sabah yağan yağmurla , uzun bir yolculuktan sonra , tekrar onları ağlayanların toprak olmuş bedenleri üzerine inivermiş , büyük bir titizlik ve özenle… her damla tam da sahibinin üzerine , büyük bir isabetle…kendinden kendine bir isabettir bu , uzaklaşamamanın , menzilin en uzak kalesinin kendinde oluşudur , kendi kendine yaşamak , kendi kendine ölmek , kendinle haz almak ve kendinle basamakları tırmanmak , düşünce de acıyı kendi kendine yaşamaktır. Yalnızlık değil , kendi kendinelik… yalnız değiliz , çiçekler , böcekler , çimenler , hayvanat ve bir evren etrafımızda hınçla yaşarken ve biz de o yaşama katılırken ya da o yaşamı paylaşırken yalnız olamayız , yalıtılmış olamayız , göz yaşlarımız elbet bir gün kurumuş kemiklerimizin üzerine iner de huzur neymiş tadarız bir kez daha… hatta iki sevgili oturur çimlenmiş mezarımızın toprağına , o sevgi sözleri ruhumuzu kutsayan dualara dönüşür ve o sevgilililer uzak uzak akrabalarımız çıkarlar , kanımızın devindiği yeni genç ve kıvrak bedenler ve tekrar kendinden kendine bir hikaye kendini yeniler ama yinelemez asla , yepyeni bir senden yepyeni bir sene doğru akan tek kişilik evren – tek kişilik hayat , TEK başına bir kendinden kendinelik - kayısının çiçekleri hala aromalarını bedelsiz paylaşıyorlar etrafla , güneş batıyor , rüzgarın ıslığı eski bir türküyü andırıyor , iki yüzyıllık bir türküyü , büyük bir çember tamamlanıyor… gerçekten büyük bir çember tamamlanıyor , seni hatırlıyorum unutur gibi…